- BOSNA HERSEK
a) SARAYBOSNA
KARŞILAMA:
UMAD heyeti olarak 28.08.2022 Pazar sabahı Saraybosna Sarajevo havaalanına iniyoruz ve her zaman ki gibi güler yüzüyle ve engin dostluğuyla Prof. Dr. Numan Aruç efendi bizi karşılıyor. Ve sonrasında direk olarak büyük mütefekkir ve dava adamı Aliye İzzet Begoviç’in kabrine ziyaret etmek üzere hareket ediyoruz.
ŞEHİTLİK ZİYARETİ:
Şehitliğe girer girmez ilk ziyaretimizi büyük mütefekkir Aliye İzzet Begoviç’in kabrine giderek yapıyoruz. Büyük dava adamı ve komutanın mezarı kendisi gibi son derece sade ve mütevazı bir yapıda. Bölgenin tarihiyle beraber bütün son dönem olaylarını çok iyi bilen eski vekilimiz Hüseyin Kansu ve Prof. Dr. Numan Aruç beyefendi bize merhum ve diğer şehitlerimizin destansı mücadelelerini anlatıyorlar. Anlatılanların iç dünyamızda oluşturduğu huşu eşliğinde; Kur ’andan ayetler okuyoruz. “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz. Bilakis onlar diridirler ancak siz bilemezsiniz.” (Bakara suresi, Ayet:154) ayeti kerimesini okudukça şehitlerin ruhu gibi tertemiz olan beyaz mezar taşlarının adeta canlı şahitler gibi bizi dinlediklerini hissediyoruz. Ve tüm şehit kabirleri ölümün değil, dirilişin bir müjdecisi gibi uçsuz bucaksız bir alanda uzayıp gidiyor.
Bu hislerle daha ilk günden bölgenin ruhuna ait en ulvi duyguları donanarak şehitlikten ayrılıyoruz.
BEGOVA CAMİ ZİYARETİ:
Bursa’yı andıran tarihi bedestenlerin yan yana sıralandığı ve Osmanlıyı her nefeste teneffüs ettiğimiz cadde ve sokaklardan ilerleyerek Begova Camisine ulaşıyoruz. Caminin büyük avlusuna adım attığımızda genç, ihtiyar, çoluk – çocuk tüm halkın cami avlusunda cıvıl cıvıl bir birliktelik sergilediklerini, hatta sair zaman sokakta gördüğümüzde üzüldüğümüz ve Allah hidayet versin dediğimiz açık giyimli hanımefendilerin üzerlerine örtülerini yarım yamalakta olsa örterek gönülden bir huşuya girme motivasyonunda olduklarını şaşırarak müşade ediyoruz. Yaşadığımız her an, hem ümit hem de ibret verici hadiselerle dolu.
Heyet olarak camiye giriyoruz. Ezan bitiyor ve namaza başlıyoruz. Müezzinlik görevini ifa ettikten sonra cami hocasıyla beraber mihrabın önünde toplanıyoruz. Anlıyoruz ki bu camide her Pazar günü tüm Müslümanların katılımıyla hatm-i şerif okunuyor. Bu minval üzere halaka oluşturup birer cüz alarak hatm-i şerif okumaya bizde katılıyoruz. Okuma bittikten sonra dua, duayı izleyen Kur’anı kerim ve kaside okuyuşlarımız birbirini izliyor. Nihayet irad edilen bu hatm-i şerifle gönüllerimiz mesrur ve müstefit olarak camiden ayrılıyoruz.
BAŞ ÇARŞI ZİYARETİ:
Begova camisinden ayrılıp efsunlu sokaklarda yürüyoruz. Ve nihayet eski zamanların nabzının attığı tarihi çarşının meydanında toplanıyoruz. Prof. Dr. Numan Aruç hocamız sözü alarak her canı sıkıldığında buraya geldiğini ve bu güzelim çarşıyı temaşa ederek rehabilite olduğunu anlatıyor bize bulunduğumuz yerde 360 derece dönerek tüm çarşıya baktığımızda kubbeler, minareler, tarihi dükkânlar ve her köşesi kanaviçe gibi işlenmiş Osmanlı eserlerinden başka bir şey göremiyoruz. Numan hocamız Saraybosna ve Üsküp’ün Türk İslam coğrafyasında Mekke, Medine, Kudüs, Buhara, Semerkant, Diyarbakır ve Konya gibi ulvi ve üstün bir değere sahip olduğunu anlatıyor bize. Daha sonra sözü Hüseyin Kansu vekilimiz alarak bu mübarek mekânın ve eserlerin komünist lider Tito’nun zamanında ne türlü tahriplere, zulümlere uğradığını, Müslüman yerli halkın bu zulümlere karşı canını feda edercesine nasıl direndiklerini çok detaylı bir şekilde anlatıyor bize. Ve yanı başımızda bulunan Hünkar Camini göstererek eskiden bu mübarek camide kıyılan nikahların törensi uygulamalarını bütün estetiği ve irfanıyla bizlere anlatıyor. Cami kapısındaki ölüm ilanı tahtasındaki usul ve erkanıda anlatarak; vefat eden Müslümanların yeşil renkle, Hristiyanların mavi renkle ve dinsizlerin ise renksiz olarak ilan edildiklerini bütün hikmetleriyle şaşırtıcı bir şekilde bizlere anlatıyor. Bütün bu anlatılanlardan anlıyoruz ki bu eserler bugüne ulaşmışsa kan ve gözyaşıyla ulaşmış. Bugün bu şehir ve çarşısı Bursa’dan, Manisa’dan, Edirne’den farksız olarak tarihi dokusuyla önümüzde arz-ı endam ediyorsa yüzbinlerce insan bu uğurda şehit olmuş hayatını feda etmişlerdir. Tüm bu deruni his ve duygularla şehrin ruhunu ve siluetini ruhumuza nakş ederek bu güzel mekândan ayrılıyoruz.
RUFAİ TEKKESİ, KAÇUNİ TEKKESİ VE BUNLARA BAĞLI TASAVVUF MÜZELERİNİN ZİYARETİ:
Saraybosna’dan 40 km uzakta olan ve oldukça yüksek dağların zirvesine yakın bir konumda adeta kartal yuvasını andıran bu mübarek mekanlara eriştiğimizde buradaki Müslümanların verdikleri tasavvufi anlamındaki hizmetlerle şehrinden ilçesine, ilçesinden kasabasına ve köylerine kadar nasıl yayıldıklarını ve müminlerin gönüllerinde nasıl taht kurduklarını bizzat müşahede ettik. Dergahlarını kurmakla kalmayıp bu dergahlara ait 500 yıllık bütün miraslarından elde kalan eserleri bir müze halinde sergilemişler. Rehberimiz eşliğinde müzeyi tamamiyle geziyoruz. Tasavvufi usul ve erkana ait bütün müktesebat her şeyiyle canlı bir vaziyette gözlerimizin önüne seriliyor adeta. Ve buradan aldığımız bilgi ve feyiz ile dergaha geçiyoruz.
Dergah’ın lideri ve şeyhi Prof. Dr. Çazim Hacimeyliç efendi bizleri büyük bir samimiyetle karşılıyor ve bağrına basıyor. Çazim hocamız akademisyenliğinin yanında iyi bir hattat ve iyi bir hatip. Son derece canlı, dinamik karşılıklı konuşmada sarf ettiği cümleleri gürül gürül akan bir zat. Etrafındaki müridanının tamamına yakını nur yüzlü ve aydın kalpli gençlerden oluşmakta. Hepsi de huşu ve disiplin içerisinde evrad ve ezkarı ayin-i şerif olarak şeyhlerinin riyasetinde ifa ediyorlar. Heyetten bazılarımız ayin-i şerife Kur’an Kerim’den aşırlar, ve Resulullah Efendimize yazılan nat-ı şerifler iştirak ediyoruz. Böylece ruhlarımız hu hu seslerinde birleşiyor ve tek ruh haline geliyoruz. Bu ruhla namazlarımızı eda ediyoruz. Karşılıklı güzel sözler ve sohbetler ifade ediliyor ve arkasından şeyh efendinin bizlere Balkanların bütün et lezzetini toplayarak bir sofrada sunduğu meşhur kuzu tandır kebabımızı yiyoruz. Müridan inanılmaz bir zevkle ve memnuniyetle bizlere hizmet ediyor. Bu güzel ikramların eşliğinde bir birlerimize duaların en güzellerini seslendiriyoruz. Ve yatsı namazını kıldıktan sonra gece geç vakitte otelimize hareket ediyoruz
BOSNA HERSEK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI PROF. DR. HÜSEYİN KAVAZOVİÇ ZİYARETİ:
Prof. Dr. Hüseyin Kavazoviç, Gazi Hüsrev-Bey Medresesi’inden mezun olmakla birlikte 1985-1990’da Kahire’deki El-Ezher Üniversitesi’nde İslami hukuk eğitimi almış, buradaki eğitimini bitirdikten sonra yüksek lisans tezini Saraybosna Üniversitesi İslami Bilimler Fakültesi’nde Şeriat hukuku alanında savunmuş ve akademik eğitimini bu örgü içerisinde Profesörlük ünvanını alıncaya kadar devam ettirmiş bir büyüğümüz. Akademisyenliğinin yanında lider kişiliğiyle 1993’ten 2012’ye kadar Tuzla Müftüsü olarak görev yapmış, Srebrenik ve Gradačac’ın İslami cemaatlerinde imam, hatib ve öğretim üyesi olarak çalışmış. 2012 yılında ise 13. reîsü’l-ulema olarak seçilmiş.
Kendisinin Arapçası fevkalade iyi olmasına mukabil takdire şayan bir tercihle bizlere kendi anadiliyle hitap ediyor. Yer yer araya Türkçe ifadeler katarak Osmanlıya olan hayranlığını ve bizlere olan sevgisini açığa vuruyor adeta. Yaptığı hizmetlerden, çektiği sıkıntı ve çilelerden ve bugünlere gelene kadar ne tür bir varoluş mücadelesi yaptığından bahsediyor bize uzun uzun. Dikkatle ve hürmetle dinliyoruz kendisini. Türkiye’den ve Türkiyeli Müslümanlardan beklentilerini anlatıyor. Bizim ziyaretimizi tarihi bir öneme haiz ziyaret olarak algıladığını bu faaliyetlerin ilerleyen zaman dilimlerinde başka faaliyetleri tetiklemesi gerektiğini kuvvetle vurguluyor. Tüm bu mülahazalar üzere UMAD Başkanımız Abdülvahap Beyefendi söz alarak veciz ve akıcı Arapçasıyla UMAD’ın misyon, vizyon ve felsefesini özet bir şekilde anlatıyor. Sonra teker teker heyetimizde bulunan hocalarımızı tanıtıyor. Arkasından ziyaret gayemizin kardeşliğimize vesile tüm rabıtaları kurmak için olduğunu, atılan bu samimi adımların ileriye matuf çok semerelere gebe olduğunu anlatıyor. Başkanımızın konuşma heyecanının ve samimi iştiyakının tesirleri Müftü Efendi ve kurmayları üzerinde müspet tesirini gösteriyor. Prof. Dr. Mustafa Karataş, Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu, Prof. Dr. Mustafa Ağırman hocalarımızında kısım kısım söze dahil olmalarıyla beraber derin bir vahdet atmosferi oluşuyor. Daha sonra oluşan bu birlik ve kardeşlik haleti ruhiyesiyle Müftü efendimizle vedalaşıp güzel makamından ayrılıyoruz.
GAZİ HÜSREV BEY MEDRESESİ MÜDÜRÜ PROF. DR. MENSUR MALKİÇ ZİYARETİ:
Prof. Dr. Mensur Malkiç hocamız UMAD heyeti olarak bizleri Gazi Hüsrev Bey Medresesinin kapısında karşılıyor. Ve sıcak bir müsamahadan sonra makamına geçiyoruz. Ve Mensur Bey güzel bir selamlama konuşmasından sonra kendisini takdim ediyor. Gazi Hüsrev Bey Medresesinin mezunlarından olduğunu daha sonra İslam birliği, İslami ilimler fakültesini tamamladığını, kıraat alanında yüksek lisans ve doktora yaptığını, buna ilave olarak kadim gelenek üzere kıraat-ı aşere okuyarak icazet aldığını anlatıyor bizlere. Ve içtenlikle biz sizleri Macaristan İmparatorluğu buraya geldiği andan itibaren bekliyoruz diyor. Böylesine değerli bir heyetle geldiğimiz için bizlere defalarca teşekkür ediyor.
Gazi Hüsrev Bey’in buranın hamisi olduğunu ve 2. Beyazıt’ın torunu olduğunu ifade ediyor. Bu medresenin Sultan Süleyman döneminde kurulduğunu ve o tarihten günümüze kadar komünizm dönemi de dahil hiçbir kesintiye uğramadan mezun verdiğini kendisinin de buranın mezunu olmaktan gurur duyduğunu ifade ediyor. Sözlerinin devamında Balkanları feth eden Fatih Sultan Mehmet’in kendileri için bir baba olduğunu buna istinaden kendilerine evlad-ı fatihan dendiğini duygulanarak anlatıyor. Bu güzel ifadeleri takiben UMAD Başkanımız Abdülvahap Ekinci her ziyaretimizde olduğu gibi heyetimizi tanıtarak UMAD’ın gaye ve hedeflerini selis arapçasıyla bir bir sıralıyor. Bu içten ve coşkulu anlatımdan sonra Mensur Bey’in önderliğinde medresenin hemen bitişiğinde yer alan Gazi Hüsrev Bey kütüphanesine geçiyoruz.
Kütüphanenin görevlisi Hamza Bey bizi heyecanla karşılıyor. Ve kütüphanede yer alan el yazması eserlerden günümüze kadar intikal etmiş emsali olmayan nüshaları teker teker anlatıyor. Konusuna çok hakim olan bu kardeşimiz sırpların 1990’larda çıkan iç savaşta topçu birlikleriyle ilk defa kütüphaneleri vurduğunu, maalesef Müslümanların bu saldırıyı tahmin edemedikleri ve tedbir alamadıkları için on binlerce cilt eseri kaybettiklerini daha sonra kurtarabildiklerini burada topladıklarını anlatıyor. Böylece sırpların Müslümanların canıyla beraber kültürüne de kast ettiklerini anlamış oluyoruz. Kütüphaneyi gezdiğimizde son derece zengin ve korunmuş eserlerle dolu olduğunu görüyoruz. Her şeye rağmen İslam kültürünün ve medeniyetinin ileriki nesillere aktarılması hususunda ümitlerimiz alabildiğine çoğalıyor. Zihin dünyamızda oluşan bu farkındalıkla vedalaşarak mekândan ayrılıyoruz.
SARAYBOSNA İLAHİYAT FAKÜLTESİ ZİYARETİ:
UMAD heyeti olarak Saraybosna İlahiyat Fakültesine adımımızı attığımızda kendimizi Endülüs İslam medeniyetinin tipik mimarisini andıran El-hamra Sarayı misali bir atmosferin içerisinde buluyoruz. Bizleri fakülte Dekanı Prof. Dr. Zuhdiya Hasanoviç karşılıyor. Kısa bir fakülte içi turdan sonra toplantı odasında misafir ediliyoruz. Prof. Dr. Zuhtiya hocamız bizlere fakültenin tarihini, şu anki halini bütün detayları ile anlatarak bilgilendiriyor. Ve bu fakülteye Türklerde dahil dünyanın her tarafından öğrenciler geldiğini, özellikle Türkiye’deki ilahiyat fakültelerinden mezun olan öğrencilerin master ve doktora çalışmaları yaptığını heyecanla anlatıyor. Tüm bu güzel ifadelerden sonra teknik detay cümleleri sona ererek kardeşlik ve muhabbete dair sohbetler başlıyor.
UMAD Başkanımız Sn. Abdülvahap Ekinci sözü alarak baştan sona heyetimizi teker teker tanıtıyor. Bu fakülte ile Türkiye’deki ilahiyat fakülteleri arasındaki akademik işbirliği noktasında her türlü desteği verebileceğimizi, bu konuda Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu ve Prof. Dr. Mustafa Ağırman hocalarımızın bu çalışmalara ve birlikteliklere bizzat köprü rolü üstlenebileceklerini belirtiyor. Konuyla ilgili birçok detay paylaşılarak görüşme büyük bir memnuniyet ve tatmin duygusuyla sona eriyor.
ULUSLARARASI SARAYBOSNA ÜNİVERSİTESİ ZİYARETİ:
UMAD heyeti olarak Saraybosna İlahiyat Fakültesi ziyaretini bitirdikten sonra direk Uluslararası Saraybosna Üniversitesine geçtik. Sn. Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Yıldırım Beyefendi bizi nazik bir şekilde karşıladı. Ayaküstü hasbihalden sonra direk yemeğe geçtik. Nefis bir öğlen yemeğinden sonra Sn. Rektörümüzün son derece geniş ve refah olan makamına geçtik. Uzun bir tanışma ve hasbihalden sonra Rektörümüz üniversitenin kuruluşundan bu tarafa hikayesini şu ifadelerle anlattı;
Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu sırada rahmetli Aliya İzzetbegoviç’i son ziyaretinde -ki zaten o ziyaretten birkaç gün sonra Aliya İzzetbegoviç vefat etti- kendisine özel bir talebi oluyor. Ve diyor ki; ” Sayın evladım, Saraybosna’ya sahip çıkın. Burada eğitim vermek üzere bir üniversite kurun.” İşte bu talep üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız Nevzat Kor, Veysel Eroğlu, Numan Kurtulmuş, Hasan Topaloğlu’nun olduğu bir grubu toplayarak onlara burada üniversite kurulması talimatını veriyor. Şu anda tamamen Bosna Üniversitesi olarak görülüyoruz ama Türk yatırımcısının kurduğu, Türk Vakıflarının (Kalem Vakfı, Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, Ensar Vakfı ve Türgev Vakfı) desteklediği, İlim Yayma Vakfının bizzat ortağı olduğu bir üniversireyiz. Bu üniversitede Boşnak öğrencilerimiz, Türk öğrencilerimiz ve kırk beş farklı ülkeden öğrencilerimiz var. Şu anda öğrenci sayımız iki bin civarında. Yetmiş tane öğrenciyle başlamış. Küçük bir üniversite şuan binlerce öğrenci eğitmekte ve barındırmaktadır.
Bu ifadeler ve açıklamalar doğrultusunda heyetimizdeki hocalarımız söz alarak karşılıklı neler yapılacağı ile ilgili fikir teatisini genişlettiler. Karşılıklı hedef ve ideallerin gönülden paylaşıldığı bu toplantı ziyaretlerimiz içerisinde en uzun vakit alan toplantıydı.
UMAD Başkanımız Sn. Abdülvahap Ekinci ve Başkan Yardımcımız aynı zamanda Davet İrşad Komisyonu Başkanımız Sn. Prof. Dr. Mustafa Karataş hocamız sırasıyla söz alarak UMAD’ın gaye ve hedeflerini geniş çerçevede haziruna anlattılar. Yapılan bu istişare kaynaşma ve fikir paylaşımı toplantısı büyük oranda fayda ve bereket sağlanmış olarak sona erdi.
SİNANOVA TEKKESİ ZİYARETİ:
29 Ağustos pazartesi günü ikindi vakti Sinanova Medresesine ulaşıyoruz. Medrese 4. Murat zamanında Topkapı Sarayında vazife yapan Saraybosnalı Silahtar Mustafa Paşa’nın kurmuş olduğu bir tekke. Silahtar Mustafa Paşa, Abdulkadir Geylani Hazretleriyle fazlasıyla muhabbeti olan bir zatmış. Bu sebeple Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Bağdat’ta bulunan külliyesinin aynısını Bosna’ya yaptırmış. Ve bu tekkenin ismi Sinanova Medresesi ve Tekkesi olarak konulmuş. Hatta Silahtar Mustafa Paşa Topkapı Sarayındaki kutsal emanetler bölümünün aynısını bu tekkeye ek olarak yaptırmış. Tabi adeta cennetten bir köşe olan bu tekke komünist dönemde çok badireler atlatmış. Hatta öyle ki burası belli bir zaman bir Sırp generale lojman olarak tahsis edilmiş. Fakat daha sonraları burasını bu badireler atlatıldıktan sonra İslam birliği korumaya almış. Şuan son derece mamur ve bakımlı olan bu tekke başında bulunan şeyhi ve müridanıyla fevkalade aktif ve müminlerin ziyaretine açık bir vaziyette hayatiyetini devam ettirmektedir.
İkindi ve peşinden akşam namazlarımızı huşu ile burada eda ediyoruz. Son derece mübarek bir mekan olan bu tekkede ruh akülerimizi şarj ederek ayrılıyoruz.
SARAYBOSNA MÜFTÜLÜĞÜNÜN DÜZENLEDİĞİ YEMEKTEYİZ:
Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Necat Grabus hocamızın ikram ettiği yemekteyiz. Müftü efendimiz bir mazareti dolayısıyla teşrif edemeyip temsilen müftü yardımcısını gönderiyor. Müftü yardımcımız hem imam hatip hem de ilahiyat fakültesini Türkiye’de bitirmiş, genç, dinamik ve dava adamlığı vasfına sahip bir kardeşimiz. Bize ikram edilen nefis yemeklerin eşliğinde birçok mevzuyu müzakere ettiğimiz bir sohbet geliştiriyoruz. Müftü yardımcımız medrese eğitimlerini bir çatı altında götürdüklerini, gerek müfredat içeriği, gerekse eğitim metot ve yöntemleri noktasında hariçten onaylamadıkları etki ve faaliyetlere müsaade etmediklerini anlatıyor. Bu mevzu üzerinde biraz tartışıyoruz. Neticede bu uygulamanın gerek şiaya, gerekse vehabilik adı altındaki katı selefiliğe karşı şuan itibari ile iyi bir kalkan olduğu bu kalkanın kaldırıldığı takdirde bu bölgenin müslümanları arasındaki vahdet ve birliğin parçalanacağı ihtimali kuvvetle muhtemel görünüyor.
Oluşan bu kanaatten sonra sohbet daha ziyade dostluk ve muhabbete dönüşerek üzerine Bosna’da pek meşhur kahvelerimizi içiyoruz. Alınan bu keyif üzere buradaki faslımız biterek ayrılıyor ve otelimize hareket ediyoruz.
b) MOSTAR
KONJİC KÖPRÜSÜ ZİYARETİ:
Mostar köprüsünü andıran Konjic köprüsünün yanı başındayız. Buraları avucunun içi gibi bilen ve tarihi anekdotları noktasına virgülüne kadar bize aktaran Hüseyin Kansu üstadımız anlatıyor. Artık Bosna Hersek’in Akdeniz ikliminin hakim olduğu, Akdeniz’in bir kolu olan Adriyatik denizine komşu, güneyden kuzeye doğru Yunanistan, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan’ın komşuluğundaki bir bölgedeyiz. Ve burası alabildiğine dağlık bir bölge. Akdeniz iklimi hakim olduğu için Antalya ve Adana’da yetişen her ne ürün varsa hepsi burada yetişiyor. Köprü ile beraber bölgeyi 360 derece bir bütün olarak müşahede ettiğimizde yine karşımıza minareleriyle, kubbeleriyle ve Osmanlı mimarisi evleriyle İslam ruhuna bürünmüş küçük bir şehir çıkıyor karşımıza. Köprünün altından o kadar coşkun bir ırmak akıyor ki hangi şehre, hangi kasabaya gitsek her tarafta aynı coşkunlukta ve berekette tıpkı bunun gibi ırmaklar akıyor. Yeşillik, mimari ve ırmaklar… Sanki cennetin yeryüzüne indirilmiş birer kopyası gibi arz-ı endam ediyor.
Bu güzel cennet şehirde köprüye ve şehre müteveccih toplu fotoğraflarımızı çektirerek ayrılıyoruz.
MOSTAR MÜFTÜSÜ SALiM DEDOVİÇ ZİYARETİ:
Mostar Müftüsü muhterem Salim Dedoviç bizleri yayla diyebileceğimiz yükseklikte bir dağın başındaki fevkalade güzel ve lüks olan bir otelin tesisinde ağırladı. Akdeniz ikliminin sıcağından bizleri korumak ve burada yayla tadında bir nefes aldırmak üzere nazikçe düşündüğü bu daveti bizi ziyadesiyle memnun ve mesrur eyledi. Tesisin büyük salonunda konuşlanarak bir araya geldik. Bizlere sunulan meyve ve içecekleri tadarak sohbetimize başladık. Müftü efendimiz genç olmakla beraber olgun ve derin bir kişilik arz etmekteydi. Sohbetini selamlama ve en içten muhabbet söylemleriyle başlatarak bölgede bilhassa savaştan sonra neler yaşadıklarını bu yaşanmışlıklara istinaden şuan itibariyle bilhassa Sırplar yönüyle ne tür tehlike ve haksızlıklara maruz kaldıklarını geniş bir çerçevede anlattı. Heyetimizden gelen konuyla ilgili soruların beraberinde mesele bir hayli genişledi. Ve tabi olarak Türkiye’mizin devlet ve hükümetiyle beraber bu mevzuların neresinde olduğu, ne tür güç ve yaptırıma sahip olduğu karineleriyle vurgulandı.
Netice olarak Balkanlar ve Türkiye Müslümanlarının siyaseten, ilmen ve diğer tüm parametrelerde birlik, beraberlik ve istikrarlı destekleşme içerisinde olmaları gerektiği sarahaten güçlü bir şekilde vurgulandı. Sonrasında öğle namazlarımızı bu tesiste bulunan güzel bir mescitte cemaatle ifa ettikten sonra muhabbet ve müsafahalarla Müftü efendimizden ayrıldık.
POÇİTEL KÖYÜ ZİYARETİ:
Savaşın en çok mağdur ettiği ve bütün cami minare ve kubbelerinin top atışlarıyla yıkıldığı yetim ve öksüz bir ruha bürünmüş poçitel köyüne giriyoruz. Yine gürül gürül akan bir ırmağın kenarında kurulmuş bu güzel Osmanlı köyü. Uzaktan baktığımızda camilerden birinin minaresinin yıkık haliyle ibret olsun diye bırakıldığını görüyoruz. Köyün içine doğru yürüyoruz. Hedefimiz Hacı Alija Camisi. Camiye çıkan yol dar ve alabildiğine yokuş. Sanki Beşiktaş’ta Yahya Efendi Dergahına çıkıyormuş gibiyiz. Mekanın ruhu, dokusu, estetiği o kadar aynı ki ecdadımız Osmanlı feth ettiği diyarların tamamını bir mimariden özetlemiş ve tüm beldeleri bu mimari ve estetik anlayışıyla birçok bedende tek ruh haline getirmiş. Tüm bu düşüncelerle caminin avlusuna ulaşıyoruz. Yol boyunca taze incir ve erik satan hanımefendi ablalarımıza selam veriyoruz ve onlardan telaffuzu ve manasıyla ağızlarına yakışan dolu dolu selamlar alıyoruz. Bu bizi ziyadesiyle memnun ediyor. Şekiller modern bir hal almış olsa bile içindeki ruh Allah ve Resulullah aşkı ve imanıyla sönmeyen bir ateş gibi kendini bütün ihtişamıyla gösteriyor.
Cami avlusunda nefeslendikten sonra kenarlara boy boy asılan savaş zamanı çekilmiş cami fotoğraflarına bakıyoruz. Fotoğraflardaki camide kubbe tamamen yok olmuş. Duvarlar top ve kurşun mermileriyle delik deşik olmuş. Tüm bu fotoğraflardan gözümüzü tekrar camiye çevirdiğimizde Müslümanların daha özelde de Türkiye Hükümetinin himmetiyle caminin sanki hiç o savaş anlarını yaşamamışçasına tertemiz ve aslına uygun olarak yeniden imar ve restore edildiğini görüyoruz. Bu sönmeyen bir imanın direnişidir. Ve Müslümanlar üzerine yapılmış ve yapılacak tüm saldırılara ve katliamlara bir meydan okumadır. Çile, ıstırap çekeceğimizi imtihanımız gereği kabul etsek bile asla yok edilemeyeceğimizi bu ibretamiz hadiselerle anlamış bulunuyoruz. Tahiyat-ı mescit namazlarımızı kıldıktan sonra bu mübarek mekandan ayrılıyoruz.
BLAGAY TEKKESİ ZİYARETİ:
Bosna Hersek’in güneyindeki Mostar şehrinin yakınlarında bulunan ve Alperenler Tekkesi olarak da bilinen “Blagay Tekkesi”, Buna Nehri’nin kaynağının bulunduğu yere 600 yıl önce Anadolu’dan gelen dervişler tarafından kurulmuş. Tekkede Sarı Saltuk’a ait olduğu iddia edilen birde mezar var. Eski Yugoslavya döneminde kapatılan tekke, Bosna Hersek’in bağımsızlığını kazanmasıyla yeniden açılmış. Tekke, başta Türkiye olmak üzere, dünyanın birçok yerinden gelen çok sayıdaki Müslümanların ziyaretgahı haline gelmiş mübarek bir belde adeta. Zaten yakına gelir gelmez bizleri derinlerden esen ulvi bir manevi hava kaplıyor. Yüksek bir kayalığın en dip noktasından fışkıran o muhteşem suyu ve suyun oluşturduğu devasa ırmağı görünce “Suphanallah” demeden geçemiyoruz. Bentlerle su kademeleri oluşturulmuş mekanların kenarından dikkatle yürüyerek suyun derinliğini ve azametini yakından müşahede ediyoruz. Burası tıpkı Muğla Fethiye’deki Saklıkent kanyonunu andırıyor.
Irmağın kenarına kurulmuş bir balıkçı lokantasında alabalık ızgara yemeklerimizi yedikten sonra Blagay Tekkesine geçiyoruz. Tekkenin hamisi olan zat bize bu tekkede yapılan zikir ve evrad-ı şerifin muhtevasını ve usullerini anlatıyor. Anlatılanları zihnimizde canlandırdığımızda İstanbul Karagümrük’teki cerrahi tekkesi gözümüzün önüne geliyor. Aynı ruh aynı hassasiyetle yüzyıllardır uygulana gelen zikir ve ayin-i şerifler zerre miktar esasından şaşmaksızın tüm samimiyet ve ciddiyetiyle devam ettiriliyor. Burada namazlarımızı kılıyoruz ve yine Hüseyin Kansu, Prof. Dr. Numan Aruç üstatlarımızın ilave detay izahlarıyla bilgi ve manaya doymuş olarak mekandan ayrılıyoruz.
MOSTAR ŞEHRİ VE KÖPRÜSÜ ZİYARETİ:
Akşamın yavaş yavaş kararmaya yüz tuttuğu bir vakitte rüyalar şehri Mostar’a giriyoruz. Durup her bireri önemine ve estetiğine uygun olarak incelenmesi, görülmesi ve hayran olunması gereken tarihi sokakları dükkânlarından serpilen ışıkların içerisinden hızla geçerek Mostar Köprüsüne varıyoruz. Acele ediyoruz zira Mostar’ı hava hafif kararmış olsa bile gündüz gözüyle görmek istiyoruz. Köprünün sol ayağında toplanarak Hüseyin Kansu üstadımızın anlattığı bilgileri can kulağıyla dinliyoruz. Üstat bu köprünün yapılış hikayesinden başlayarak Mimar Sinan’ın kendisinin değil bu muhitte doğmuş ve çırağı olarak yetiştirdiği bir mimarına yaptırdığını, kendisinin Hristiyanların dedikodularına mahal vermemek için açılışa dahi gelmediğini anlatıyor. Uzun süren bu tarihi gerçekten sonra savaşta bu köprünün Hırvatlarca hangi bölgeden kaç gün top atışıyla yıkıldığını bizlere tüm acı verici gerçekleriyle anlatıyor. Bu anlatımlar devam ederken köprünün üzerinden yürümeye başlıyoruz. Köprünün en yüksek orta noktasına geldiğimizde beraberce fotoğraflar çektiriyoruz. Ve bi taraftan da artık akşamın ışıklarının şehre hakim olmaya başladığı o efsunlu şehrayini seyrediyoruz. Köprünün üzerinden geçip sağ ayağının altına inerek ırmağın seviyesinden köprüyü alttan izleyerek Hüseyin Kansu Bey’i dinlemeye devam ediyoruz. Üstat büyük bir aşkla Türk Hükümetinin Birleşmiş Milletlerle görüşmeleri neticesinde bu köprüyü 7 yılda aslına uygun olarak nasıl inşa ettiğini, ortaya çıkan bu eserin bu haliyle bütün dünyayı nasıl hayran bıraktığını coşkuyla anlatıyor. Bir ara köprüden arta kalan bir büyük taş blokunu gösteriyor. O bloğun taşları kendi arasında o kadar mükemmel kaynamış ki taşlar adeta tasavvuftaki kesretten vahdete ermişlik abidesine dönüşmüşler. O günün teknolojisiyle bu taşlar arasına sadece harç değil imanla yoğurulmuş manevi bir görünmez harç karılmış olmalı ki bu hal ortaya çıkmış.
Bütün anlatılanlardan sonra ümmet olarak, millet olarak ve sahip olduğumuz iman cevheri olarak dünyanın en hatırı sayılır değerlerinden bir değer, güçlerinden bir güç olduğumuzu idrak ediyoruz. Başımıza gelen bela ve savaşlar yüzümüzden alınan bir parça tıraştan başka bir şey değildir. Bu tıraştan sonra köklerimizdeki ruh ve var olma idamız 5 kat daha güçlenerek zahir olmaktadır. Tüm bu duygu ve inanışlarla bu muhteşem zafer ve direniş abidesi Mostar köprüsünü geçerek şehrin zaman mekân aşmış tılsımlı sokaklarından itinalı adımlarla son derece güzel ve şehre hâkim bir küçük camiye varıyoruz. Akşam namazımızı burada ifa ederek tarihi bedestendeki bir dondurmacı dükkânında dondurmalarımızı yiyoruz. Programımız gereği istemesek de bu güzel mekandan ayrılmak zorunda kalıyoruz.
TAYYİP OKİÇ KABİR ZİYARETİ:
Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu hocamızın yolculuğumuz esnasında anlatmış olduğu hatıralarında en sevdiği ve ilmi olarak yüksek seviyede istifade ettiği hocalarını anlatırken bir zatın ismi sık sık geçiyordu. Tayyip Okiç… Bu zat ilim için ailesini ve memleketi olan Bosna’yı komünizmin hüküm sürdüğü en ağır şartlarda terk ederek İstanbul’a gelmiş ve islami ilimler fakültesinde Nasrullah Hocamız gibi nice istidadı ve ilmi merakı fevkalade olan kimselere hocalık yapmış. Ömrünün tamamına yakınını ilme vermiş, talebelerine vermiş ve bugünün ilim adamlarının yetişmesinde temel taşı olmuş bir büyüğümüz.
İslam geleneğinde talebenin hocasına vefası çok önemli olmakla birlikte adeta dini bir vecibe gibidir. İşte bu hakikatten hareketle Nasrullah Hacımüftüoğlu hocamızın buğulanmış gözleriyle hocası Tayyip Okiç hoca efendiye olan vefasını bir nebze olsun dualarla göstermek üzere hep beraber kabrine doğru ilerledik. İki yanımız bembeyaz mezar taşlarından oluşan ruhların bu taşlarda tecessüm ettiği geçit merasimiyle karşılanıyormuşuzcasına bir koridor halini aldı. Ve nihayet Tayyip Hocamızın kabrine vardık. Nasrullah Hocam yaşaran gözleriyle bana bir bakış atarak; “Hadi Sadettin! Bir sure-i mülk oku” dedi. O vakit olabildiğince gönülden seri ama samimi bir okuyuşla adeta tek nefeste sure-i mülkü okudum. Ve arkasından Nasrullah Hocamızın muhteşem duası ve hocasına seslenişi. Her birerimiz süruru kalp ile tüm kabir ehline Fatihalar ve dualar gönderdik. O an sanki dünya ile ahiret arasındaki perde kalkıverdi. Öyle bir manevi atmosfere girdik ki lisansız ve kelimesiz olarak ruhlarla hasbihal ediyorduk adeta.
Çok derin ve feyizli bir ziyaretin arkasından manalı adımlarla bu güzel mekana veda
ettik.
- ZENİCA
ZENİCA İSLAMİ PEDAGOJİ FAKÜLTESİ ZİYARETİ:
Tayyip Okiç hocamızı kabr-i şerifinde ziyaret ettikten sonra yolumuz Zenica İslami Pedagoji Fakültesine düşüyor. Burası islami kültür ve esaslara göre başlı başına öğretmen yetiştiren enteresan bir fakülte. Fakültenin Dekanı Muharrem Adiloviç bu eğitim sistemine yönelik gerek müfredat gerekse öğretim metotları yönüyle bize çok geniş bilgiler sunuyor. Hatta kendi içimizde yer yer konuşarak bu sistemi iyi incelememiz ve Türkiye’deki ilahiyat fakültelerinde buradaki orijinal olabilecek müfredat ve uygulamaları işlememiz gerektiğiyle ilgili ortak bir kanaate varıyoruz. Buradaki ziyaretimiz diğer ziyaretlerden farklı olarak akademik eğitimde karşılıklı alışverişlerin çok önemli olduğu kanaatiyle perçinleniyor.
Tüm bu fikir alışverişinden sonra UMAD heyetimiz her bir üyesiyle kendisini tanıtarak takdim ediyor. Karşılıklı muhabbet, saygı ve istifadeleşmelerle buradaki birlikteliğimiz sona eriyor.
- TRAVNİK
ELÇİ İBRAHİM PAŞA MEDRESESİ ZİYARETİ:
UMAD heyeti olarak Elçi İbrahim Paşa Medresesine vardığımızda bizi medresenin müdürü Cevdet Suşiç hocamız karşılıyor. Bizlere yönelik teşekkürlerini ve hürmetlerini sunuyor. Medreseyi bölüm bölüm kısa bir turladıktan sonra kütüphanenin bulunduğu bir salonda toplanıyoruz. Cevdet hoca öncelikle bize Travnik’i anlatıyor. Travnik’in Osmanlıya 77 adet vezir yetiştirdiğinden bahsediyor. Ve sonra Elçi İbrahim Paşa Medresesinin Bosna Hersek’teki 7 büyük medreseden birisi olduğunu, bu medresede az önce bahsetmiş olduğu vezirlerin birçoğunun yetiştiğini anlatıyor. Zamanın akışı içerisinde Osmanlı’nın çekilmesiyle Avusturya ve Macaristan İmparatorluğunun Osmanlıya ait kadim eserler üzerinde ne tür tahribatlar yaptığını ve daha da kötüsü onlardan sonra gelen komünist rejimin bütün medreseleri kapattığını, açık kalan ve işleyen medresenin sadece Gazi Hüsrev Bey medresesi olduğunu ifade ediyor. Ancak komünist dönemden sonra kapatılan bu medreselerin tamamının 1994 yılında açıldığını ve diktatörlere işgale rağmen medreselerin kapanmadan önce kaldıkları yerden hiç şaşmadan görevlerine devam ettiklerini gururla ifade ediyor. Son senelerde Türk Hükümetinin TİKA aracılığıyla bu medreselere yaptıkları muazzam yardımı maddeler halinde sıralıyor. Buradan anlıyoruz ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendinin talimatlarıyla başta TİKA ve Diyanet İşleri Başkanlığımız olmak üzere bu bölgede sessiz ve derinden çok büyük çalışmalar yapmışlar. Bütün balkanlardaki çalışmaları genel olarak değerlendirdiğimizde tahayyül edemeyeceğimiz derecede inanılmaz geniş büyük ve değerli bir destek olduğunu anlıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle müdürümüze plaket ve hediyemizi takdim ederek ikram edecekleri yemeği yemek üzere belirlenen lokantaya doğru gidiyoruz. Yemeklerimizi yiyip kendilerine ikramları için en içten teşekkürlerimizi sunup bölgeden ayrılıyoruz.
ALACA CAMİ ZİYARETİ:
Yemekten sonra ikindi namazını eda etmek üzere Travnik’in en süslü ve mimaride en muhteşem camilerinden biri olan Alaca Camine geçiyoruz. Dıştan görünüşü bizleri hayrete düşürüyor. Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu hocamız; “gel Sadettin’im! Bu güzel camiye müteveccih bir fotoğraf çektirelim. Yahu ne muhteşem bir cami. Hayatla iç içe. Görüyor musun şu alışveriş üzere yapılmış dükkânları. Caminin bünyesine ne güzel sıkıştırılmış. Caminin estetiğini de bozmuyor ha! Nakış nakış ne kadarda güzel işlenmiş.” Diyor. Fotoğrafımızı çektirip caminin avlusuna geçiyoruz. Ve abdestlerimizi alarak ikindi namazını imamın kendi yerine vekaleten bıraktığı oğlunun arkasında cemaatle kılıyoruz. Genç bir çocuk ve tertemiz. Sohbet ediyoruz. Kur’an-ı Kerim’den bir aşrı şerif okuyorum. Caminin kendine has ulvi havasıyla Kur’an’ın lahuti sadası birleşip bambaşka bir atmosfer oluşturuyor. Bu atmosferi gezdiğimiz bütün camilerde hemen hemen benzer bir şekilde yaşıyor olsak bile yine de her caminin kendi konumu, mimarisi ve müdavimleri yönüyle kendine has nüansları da olsa farklı güzellikleri oluyor.
İkindi namazını da eda etmiş olmanın huzuruyla bu süslü camiden ayrılıyoruz.
- VİSOKO
OSMAN EFENDİ RECOVİÇ MEDRESE ZİYARETİ:
Ziyaret ettiğimiz medreselerin belki de hem konsept olarak hem de muhteva olarak en güzellerinden birine geldiğimiz kanaatindeyiz. Eğimi çok fazla olmayan bir tepeye inşa edilmiş olan bu medrese ağaçların içerisine yayılmış kafesler gibi tabiatla bütünleşmiş birim ve binalardan oluşmakta. Son derece yeni, estetik ve kendi içinde bir bütünlük oluşturan bu külliye yine her binasının iç mimari örnekleriyle muhteşem bir yer. Öyle güzel tezyin edilmiş ki hayran olmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Tüm bu güzelliklerin banisiyle tanışıyoruz. 90 küsür yaşlarında son derece bakımlı, dinç ve güler yüzlü bir beyefendi büyüğümüz. Buraya gelmeden önce bu büyüğümüz ile ilgili Hüseyin Kansu üstadımız şöyle bir anekdot paylaşmıştı; Osman Efendi Recoviç bana dedi ki; “Gençken genç ve yakışıklıydım. Ama şimdi sadece yakışıklıyım”. Hakikaten bu külliyenin banisi ve ömrünü buraya vakfetmiş bu güzel insan aynen söylediği gibi belki genç değildi ama kesinlikle yakışıklıydı.
Medresenin müdürü Cenan Hanciç öncelikle bizlere Osman Efendiyi anlattı. Osman Efendi çok önceleri orduda askeri müftü imiş. Aslen Doğu Bosna’da dünyaya gelmiş. Ve son 40 yıldır ömrünü ve bütün gayretini bu medresenin inşasına ve yaşamasına vermiş. Şuana kadar bu medrese 1800 öğrenci mezun etmiş. Bu medreseden mezun olanlar dünyanın büyün ülkelerine yayılmışlar.
Bu medrese eğitim sistematiği olarak hem kız hem erkek öğrencileri ayrı ayrı binalarda okutmakta ve yine ayrı ayrı binalarda yurt olarak barındırmaktadır. Camiye namaz için gittiğimizde genç erkek talebelerin caminin normal katında topluca namaz kıldıklarını ve kız öğrencilerin ise caminin yukarı balkon kısmında aynı şekilde saf olarak cemaat olduklarını gördük. Muhteşem bir disiplin, çok güzel bir manevi atmosfer her hâlükârda kendini belli ediyor idi. Kız ve erkek öğrencilerin medrese bahçesinde oturup kalkmaları, diyalogları son derece insani, edepli ve saygı sınırları içerisinde cereyan ediyordu. Bu standardı nasıl oluşturdukları, kız ve erkek öğrencilere duydukları güvenle bu seviyeli birlikteliği ve kardeşçe arkadaşlığı aralarında nasıl tesis ettikleri gerçekten araştırılmaya ve örnek alınmaya değer bir hususiyet olarak karşımıza çıktı. Ayrıca müfredat ve eğitim sistemiyle ilgili verilen bilgiler bizleri bir hayli etkiledi.
Anlaşılan o ki bu ilk ziyaretle kalınmayıp eğitim tecrübesine yönelik alışverişlerin daha derinlemesine paylaşılması için daha çok periyodik karşılıklı ziyaretlere ihtiyaç olacak. Bu duygu ve düşüncelerle ziyaretimizi tamamladık ve muhabbetle medreseden ayrıldık.
- GORAJDEY
GORAJDEY MÜFTÜSÜ REMZİYA PİTİÇ ZİYARETİ:
1 Eylül 2022 sabahı Gorajdey Müftüsü saygıdeğer Remziya Pitiç hocamızı öncelikle bize ikram edeceği kahvaltıda sonrasında ise makamında ziyaret etmek üzere otelimizden hareket ediyoruz. Müftülüğün bulunduğu Drina nehri kenarındaki külliye denebilecek çapta bina ve birimlerle oluşturulmuş alana geliyoruz. Gelir gelmez kahvaltı yapacağımız salona çıkıyoruz. Masa son derece zengin kahvaltılık yiyecekleriyle donatılmış halde bizi bekliyor. Bize hizmet eden bir bayan bir erkek iki genç Türkiye’den Bosna Hersek’e üniversite tahsil etmek için gelmiş olup kendi harçlıklarını çıkartmak için burada çalışan kardeşlerimiz. Üstelik hanımefendi kardeşimiz tıp fakültesi 4. Sınıfta diğer erkek kardeşimizde başka hatırı sayılır bir bölümde eğitimlerini sürdürüyorlar. İkisi de anavatandan olmanın heyecanıyla bize olağan üstü derece müşvik ve saygılı davranıyorlar. Bizde fazlasıyla karşılığını veriyoruz tabi ki. Bu hava içerisinde başlayan kahvaltı programımız devam ede dursun saygıdeğer müftümüz Remziya Pitiç Beyefendi bizlere güzel Türkçe’si ile şöyle hitap ediyor;
Muhterem hocalarım hoş geldiniz. 3 dönem Osmanlı’ya sadrazamlık yapan Ahmet Herseklioğlu Paşa’nın, 3 Sultana hizmet eden Sokullu Mehmet Paşa’nın, Kıbrıs ve Şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa’nın, Şeyh-ül İslam Mehmet Refik Efendi Hazretlerinin, Sultan Fatih’ten sonra en çok borcumuz olan Emin Turhan Bey’in memleketine hoş geldiniz. Gelişiniz bize müstesna bir güç ve emniyet duygusu vermiştir sözleriyle çok içten ve samimi bir hoş geldin karşılaması yapıyor. Ve o ara konuşmalar arasında her nasıl olduysa kendisinin de Tayyip Okiç hocanın talebesi olduğunu ifade ediyor. Bunun üzerine Nasrullah Hacımüftüoğlu hocamız kalkarak müftü efendiyi alnından öpüyor. Ve kendisinin de onun talebesi olduğunu ifade ederek sarılıyorlar. Doğrusu çok duygusal anlar yaşıyoruz. Bu muhabbet açılışı üzerine değerli müftümüz Remziya Pitiç sözlerine şöyle devam ediyor; Biz bize gelen Müslüman kardeşlerimizden çok memnunuz ancak her gelen cemaat, STK ve anlayış bizi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. Biz Osmanlıyı Osmanlı yapan Balkanların evlatlarıyız. Osmanlı demek Balkanlar demektir. Bizim islami anlayışımız ve yaşantımız bize gelipte bizi kendilerine benzetmek isteyenlerden daha derin, kültürlü ve asaletlidir. Hal böyleyken Müslüman kardeşlerimizin bu benzetme gayretlerinde ısrarlarını anlayamıyorum. Ben bizzat savaşa katılmış ve yaralanarak gazi olmuş bir kardeşinizim. Biz mücadelenin en çetinlerini yaşadık. Türkiye’den İstanbul’dan bize sağanak sağanak yağmurlar geldi, savaşmak için mücahitler geldi ve hala yardımlarınız ve desteğiniz bizim için hayati öneme haizdir. Ancak bugün gelinen aşamada artık bizim Sırpların şahsında bütün Avrupa ve Amerika’ya karşı sıkışmışlığımızın tek çaresi sizin bize devlet aklı ve eliyle destek çıkmanız olacaktır. Şuan etrafımız çok ciddi anlamda sarılmış durumdadır. Çok kritik anlar yaşıyoruz. Önümüzde bizi ne tür tehlikelerin beklediğini çok yakından görebiliyoruz. Sizin UMAD olarak ve ulema birliği olarak bu güzel heyetle bizi ziyaret etmeniz Osmanlı’dan bu tarafa yapılan en büyük ve ciddi ulema birliği ziyaretidir. Bunun önemini ve değerini kelimelerle ifade edemem. Bu ziyaretin tüm Müslümanlar olarak bizlerin geleceğine yönelik çok bereketler getireceğine inancım tamdır. Gelin daha sık görüşmelerle birbirimizi iyi tanıyıp birbirimize olan acil ihtiyaçlarımızı iyi anlayalım. Bunun üzerine UMAD
Başkanımız Abdülvahap Ekinci Bey söz alarak UMAD’ın hedef ve gayelerini özetleyen bir takdim konuşması yaptı. Bu takdim konuşmasına paralel söz alan heyetimizdeki muhterem hocalarımız müftü efendiyi takdir ederek böylesine derin bir bilinçle karşımıza çıkan ve bizleri bölge ile ilgili bu şekilde aydınlatıp üzerimizde önemli bir farkındalık oluşturan hoca efendiye içten takdir ve teşekkürlerini sundular. Bu minval üzere kardeşlik atmosferinin en üst seviyede tesis edildiği bu kahvaltı programı hem madden hem de manen büyük lezzet hisleriyle sona erdi. Ve beraber fotoğraflarımızı çektirerek anı kaydedip müftü efendimizle vedalaştık.
- KARADAĞ
- AKOVA
AKOVA MÜFTÜSÜ ENİS BURCOVİÇ ZİYARETİ:
Akova Müftüsü Enis Burkoviç hocamızı ziyaret etmek üzere yine kadim Osmanlı eserlerinden Hüseyin Paşa camisinde buluşuyoruz. Hüseyin Paşa Bolaniç köyünde doğmuş Osmanlı devletinde büyük bir devlet adamı olup Diyarbakır Valiliği yapmış. Ve sonra yine Mısır Valisi olarak vazife yapmış büyük bir zattır. Ve bu camide onun adına yapılmış bir cami imiş. Heyet olarak müftü efendimizle tanıştıktan sonra kendisi bize TİKA ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın yardımlarını sitayişle anlatarak yapmakta olduğu medrese eğitim hizmetlerini anlatıyor. Kendisine bağlı imamların mesleki yönlerini geliştirmelerine yönelik mesleki anlamda kurs ve seminerler, eğitimler verdirdiğini ayrıca mübarek gün ve gecelerde bilhassa gençlere ve çocuklara yönelik çok kapsamlı programlar ve sohbetler düzenlediğini söylüyor. Bilhassa ramazanda iftar ve teravih namazı uygulamalarıyla yediden yetmişe halkı camiye çekmek ve onlara feyizli anlar yaşatmak üzere gayret ettiklerini anlatıyor. Bu minval üzere karşılıklı sevgi ve muhabbet oluşumuyla vedalaşarak müftü efendimizden ayrılıyoruz.
- ROJAY
ROJAY MÜFTÜSÜ ERNAD RAMOVİÇ ZİYARETİ:
Rojay’dan geçerken yol üstünde bizi Rojay Müftüsü Ernad Ramoviç karşıladı. Buluştuğumuz mekana yakın bir lokantaya geçerek yemek eşliğinde adet olduğu üzre tanışma ve hasbihal etme sohbetimize başladık. Müftü efendimiz benzer ifadelerle Diyanet İşleri Başkanlığımızın Din Müşaviri ile birlikte yapmış oldukları İslami eğitim faaliyetlerinden bahsetti. Tüm bu ziyaretlerimizden anlıyoruz ki bütün bölge müftülerinin faaliyet alanları ve hizmetleri hemen hemen bir biriyle aynı istikamette gerçekleşiyor. Güzel bir gıpta etme duygusu ve tatlı bir rekabetle herkes bölgesine yönelik en güzel hizmetleri vermeye çalışıyor. Ve ziyaret ettiğimiz bütün makamlar ve o makamların temsilcileri bir birlerinden güzelliklerle ve övgülerle bahsediyorlar. Bundan da anlıyoruz ki düşmana karşı mücadelede bilinçli ve organize bir islam birliği ve kardeşliği büyük oranda tesis edilmiş. Elbette bölgenin yönetişimsel olarak dünyanın en karışık bölgelerinden biri olma durumu çeşitli fitne ve sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Ancak buna rağmen Müslümanların birlik olmada çok ciddi bir mesafe kat ettikleri her yönüyle görülmekte.
Müftü efendimiz ve şürekâsıyla güzel bir yemek ve sohbetten sonra vedalaşarak ayrılıyoruz.
KARADAĞ BAŞ İMAMI REYHAN HOTİÇ İLE ROJAY MEDRESESİ ZİYARETİ:
Rojay medresesine vardığımızda bizleri güler yüzleri ve hoca efendi kıyafetleriyle Karadağ Baş İmamı Reyhan Hotiç ile şürekâsı karşıladı. Heyet olarak bizleri medresenin toplantı odasında kabul ettiler. Medresenin uzun yıllar faaliyette olduğunu ifade ederek her yıl yapmış oldukları mezuniyet programlarına yönelik fotoğraf ve katalogları bizlerle paylaştılar. Mezun ettikleri hanımefendi ve beyefendilerin mezuniyet fotoğraflarının toplandığı albümlerden görüldüğüne göre son derece mutlu, memnun ve mezun olduğu okuluyla gurur duyan bir öğrenci tablosuyla karşı karşıya olduğumuzu anladık. Genel olarak şunu söyleyebiliriz ki bilhassa Boşnaklar entelektüel bir bilgi birikiminin yanında giyime, zerafete, öz bakım ve temsiliyete çok önem veriyorlar. Bayanıyla, erkeğiyle sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olan bu kardeşlerimizi Türkiye’deki İslami eğitimle iştigal eden hoca – talebe zümresine kıyas ettiğimizde onlardan alacağımız çok şey olduğunu görüyoruz. İslami iddiası olmak beşeri ve vizyoner iddiası olmayı da beraberinde getirmekte. Birinin diğerinden ayrılması veya birinin diğerine tamamlayıcı unsur olarak uygulanır olmaması Müslümanın şahsiyetinde çok ciddi temsil arızaları doğurabilmektedir. Bu sebeple bu geziden aldığımız en önemli derslerden biriside İslami ilimlerin eğitimiyle iştigal eden zümrenin her yönüyle örnek teşkil eden bir vizyon sahip olması ve İslami hassasiyetleri örselemeyecek derecede güncel trendleri takip etmesi önemli bir husus ve gerçek olarak karşımıza çıkmakta.
Toplantımızın bu kısmının bitmesiyle beraber topluca Cuma namazı kılmak için Rojay Sultan II. Murat Camine geçiyoruz. Namaz öncesi Kur’an’ı Kerim, kaside ve Salat-ı selamlarla cemaatin kulaklarının pasını bir nebze olsun İstanbul Kıraati ve okuyuşu edasıyla siliyoruz. Takiben UMAD Başkanımız Abdülvahap Ekinci cemaate yönelik Arapça güzel bir konuşma irat ediyor. Namaza başlıyoruz. İç ezan ve müezzinliği UMAD heyeti olarak bizler, hutbeyi ise Baş İmam Reyhan Hotiç okuyor. Cuma namazını ise hocalarımızdan Prof. Dr. Ramazan Altıntaş kıldırıyor. Namazdan sonra cemaatle samimi bir sohbet içerisine giriyoruz, müsafahalaşıyoruz. Camiden çıkarak küçük bir şehir turu yapıyoruz. Sonrasında turumuzu tamamlayıp Sancak Türk Konsolosluğuna gitmek üzere aracımızla yola çıkıyoruz.
- SIRBİSTAN
- NOVİ PAZAR
TÜRKİYE BAŞKONSOLOSLUK ZİYARETİ:
Yeni yapı ve binaların oluşturduğu lüks bir semtin içerisinde inşa edilmiş güzel bir binanın dalgalanan ay yıldızlı bayrağıyla Türk Başkonsolosluğu olarak arz-ı endam ettiğini görünce farklı duygu ve heyecanlara kapılıyoruz. Bu konsolosluğumuz sanki bölgenin tapu tesciliymiş gibi bir heybete sahip. Kapılar güvenle ve açanların sevinciyle sonuna kadar aralanıyor heyetimize karşı. Emin adımlarla içeri giriyoruz evimize girer gibi. Bizleri bölgenin tipolojisiyle özdeşleşmiş genç, dinamik ve parlak bir kişilik vehmettiren Başkonsolosumuz Sn. Başar Başol beyefendi karşılıyor. Bütün konsolosluk çalışanları genç, bilinçli ve heyecan sahibi kimselerden oluşuyor. Konsolosluğun toplantı odasına geçiyoruz. Tanışma faslı tamamlanıp fikir alışverişine geçildiğinde konsolosluk teamülleri gereği tüm kamera ve kayıt makinaları devre dışı bırakılıyor. Paylaşılan tüm mevzular mahfuz kabul edilerek toplantı muhabbet ve izzeti ikramla sona eriyor. Konsoloslukla vedalaştıktan sonra hemen karşısında yer alan binadaki Novi Pazar Sancak İslam Meşihat Başkanı Senad Halidoviç ile müşerref oluyoruz. Tearuf ve muhabbet faslından sonra yine mahfuz kalması gereken ciddi meseleler konuşuluyor. Bu konuşmalarda kayıt dışı addedilerek toplantı sona erdiriliyor. Akşam namazını hep beraber Meşihatın mescidinde eda ediyoruz ve yemek yemek üzere Meşihatın ayarladığı lokantaya hareket ediyoruz.
Ahşap bütünlüğüyle son derece otantik olarak inşa edilmiş bu güzel lokantada dünyanın en leziz etlerini yiyoruz desem mübalağa etmiş olmam. Bu gezilerle Balkanların Osmanlı mutfağını esas alarak et lezzetinde ve bu lezzeti imal etme maharetinde tartışmasız çok başarılı olduklarını bizzat tadarak öğreniyoruz. Böylesine muhterem, mübarek ideallerle hedeflendirilmiş UMAD uleması ziyaret gezimizin böylesine leziz yemeklerle taçlandırılması bize Mevla’nın bir lütfu olsa gerektir. Niyet hayır olunca akibete giden her tecrübe kazanımda hayr olur. Bu nefis yemekten sonra hoca efendilerimizle vedalaşarak otelimize hareket ediyoruz.
TÜRKİYE İLAHİYAT MEZUNLARI İLE KAHVALTI:
Artık kaldığımız son otelde ziyaretimizin son günündeyiz. Sabah otelde Belgrad Din Hizmetleri Müşaviri Ertuğrul Coşkun hocamızın ve Türkiye İlahiyat Mezunları olan hoca efendi kardeşlerimizin iştirakıyla hep beraber kahvaltı yapıyoruz. Güzel bir kahvaltının eşliğinde gönüllerimizi dolduran ilahi ve kasideler okuyoruz. Ziyaretimizin böylesine güzel anlarla kazasız belasız ve mükemmel bir organizeyle bitiyor olması bizi ziyadesiyle memnun ev meshur ediyor. Bu memnuniyet içerisinde hep beraber şehri temaşa etmek üzere grup halinde caddelerde yürüyoruz. Her şehirde olduğu gibi bu şehirde de cennetten bir ırmak akıyor adeta. İrili ufaklı köprülerden geçerek bir müstakil kütüphanenin ağaçlar içerisindeki memnun gölgesinde toplanıyoruz. Oranın meşhur tarihçi akademisyenlerinden Recep Şükyl üstadımız bize şehrin Osmanlıyla beraber günümüze kadar ki tarihini çok seçme anekdotlarla anlatıyor. Anlattığına göre Osmanlı zamanında buralarda Türkçe konuşmayı bilmeyen yerlilere köylü diye hitap edilirmiş. Bilgili, kültürlü bir münevver olmanın en önemli basamağı Osmanlı Türkçe ’sini bilmekmiş. Sonra bölgenin şairlerinden, ediplerinden, tarihçilerinden ve mütefekkirlerinden kısa kısa bahsediyor. Mimari dokunun Osmanlı’nın çekilmesinden sonra müstebit devlet otoriteleri ve işgalleri neticesinde nasıl yok olduğunu kalanların ise nasıl ayakta tutulduğunu dertli dertli anlatıyor. Bilhassa Müslümanların bu beldeleri terk ederek hicret etmiş olmalarının bu memleketin sahipsiz kalmışlığıyla ilişkilendirerek derin üzüntülerle anlatıyor. Maalesef Müslümanların uzun süre asli vatanları olan bu bölgelerde, Özyurtlarında garip ve yetim olarak yaşamaları ruh dünyamızda derin yaralar açacak mahiyette. Öyle anlaşılıyor ki bir kişi Osmanlı’nın çökmesinden sonra sahipsiz kalan diyar-ı İslam’ın çile çekmiş mazlum halklarına üzülme görevini ifa etmeye kalkışsa ömrü buna yetmeyecektir. Çünkü bu mazlumluk yüzyılları ihata edecek bir büyüklüğe sahiptir.
Bu anlatımlar iç dünyamızı ziyadesiyle hüzne boğsa bile var olan Müslümanların önümüzde duran canlı müjdeleri nesil halinde bizi teselli etmekte ve henüz hiçbir şeyin bitmediği aksine her şeyin yeni başladığı ihdarını vermektedir. Bu duygularla şehir turumuzu tamamlıyor, iç dünyamızı bir haftalık yaşadıklarımıza yönelik güzel duyguların teziniyle süsleyerek otelimize dönüyoruz. Otelimizden eşyalarımızı toparlayarak ayrılıyor ve aracımızla Üsküp Uluslararası Havaalanına doğru payitahta dönmek üzere yola çıkıyoruz.
Havaalanındaki tüm işlemlerimizi en ufak bir aksilik olmadan halledip uçağımıza biniyoruz. Ve gece saat 00:00’da İstanbul Havaalanına inerek hocalarımızı evlerine uğurluyor ve gezimizi sağlık, sıhhat ve selametle sona erdiriyoruz.
Bu nimetleri ve bu güzellikleri bize yaşatan Rabbimize sonsuz hamd ve şükürlerimizle…
GENEL OLARAK BALKANLARA YAPMIŞ OLDUĞUMUZ 7 GÜNLÜK ZİYARETTEN ÇIKARTILAN SONUÇLAR
Prof. Dr. Mustafa Ağırman Hocanın Değerlendirmesi
28 Ağustos ilâ 03 Eylül 2022 tarihleri arasında yaptığımız ikinci Balkan seyahatimiz ile ilgili değerlendirmelerim maddeler halinde aşağıya çıkarılmıştır. Bilgilerinize arz ederim.
- Osmanlı ecdâdımızı ve özellikle Fatih Sultan Mehmed Hân’ı bir kere daha takdir
- Şimdiye kadar bu güzel insanları bu şekilde ziyaret edemediğime çok hayıflandım.
- Gezdiğimiz şehirlerde kendimi Anadolu şehirlerindeymişim gibi hissettim; hiç yabancılık çekmedim.
- Görüştüğümüz âlimleri, müftüleri, imamları, hocaları, öğretmenleri, öğretim üyelerini ve cemaati çok samimi buldum.
- Türk Cumhuriyetleri ile mukayese ettiğimizde Balkanlar’ın daha az dejenere olduğunu gördüm. Değerlerine sahip çıkmalarını takdir ettim. Câmilerin, medreselerin, okulların, dergâhların temizliği beni çok memnun etti.
- Savaşın, insanları özellikle derdi olan hocaları canlandırdığını ve dirilttiğini
- Rahmetli Aliya’ya karşı saygım ve hürmetim biraz daha arttı.
- Türkiye’nin dışarıda görünenden daha güçlü olduğunu ve yurt dışında kalıcı hizmetler yaptığını müşahede ettim.
- UMAD’a çok görevler düştüğünü gördüm.
- Gidiş gelişleri, özellikle gelişleri artırmamız gerektiğini düşünüyorum.
Prof. Dr. Ramazan Altıntaş Hocanın Değerlendirmesi
Türkiye ulemasının, Balkan ulemasını ziyareti çok yerinde olmuştur. Bunun en açık delili, Türkiye’den gelen bizlere, dini meşihatların ziyaret sonrası yaptıkları basın açıklamalarında kullandıkları üslubun yürekten olması ve olağanüstü bir teveccüh göstermeleridir. Bundan sonra ulemaya yapılacak ziyaretlerin, önceden spesifik olarak konu başlıkları belirlenmeli ve belirli periyotlarda bu toplantılar sürdürülmelidir.
- Balkanlarda göreve yeni başlamış cami imamları, muallimler, muallimeler ve Kur’an Kursu öğreticileri dini riyasetle bağlantı kurularak, umad merkezinde 10-15 günlük aralıklarda hizmet içi eğitime tabi tutulmalı, Türkiye ile inanç diplomasisi alanında iş birliğini geliştirici eğitimlere ağırlık Eğitim verilen din görevlilerinde, gençlerin gönlüne hitap edecek, onların sevgi ve sempatisini kazanacak cezbedici ve coşkulu bir dini söylem dili geliştirilmeleri sağlanmalıdır.
- Balkan bölgesinde Selefi-Vehhabi hareketin inanç ve dini görüşleri doğru bir şekilde sahadan elemanlar marifetiyle tespit edilmeli, Selefi-Vehhabi fitnesinin tehlikelerinden bölge insanının korunması için yerel dillerinde hacimli olmayan kolay okunur reddiye türü risaleler yazılmalıdır. Bu risalelerde selefi ve vehhabi kavramları isim olarak asla geçirilmemeli, ehl-i sünnetin itikadi ve ameli konulardaki görüşleri müdellel bir şekilde ortaya konulmalıdır. Ayrıca ihtiyaç duyulan kitaplar bölge halkının dilinde yazılmalı ya da tercüme Yine bölge insanına hitap edecek bir internet dergisi de çıkarılmalıdır.
- Balkan bölgelerinden gerek TİKA, gerek YTB ve gerekse Diyanet burslarıyla Türkiye’ye getirilen öğrencilerin seçimi iyi yapılmalı ve kontenjanlar artırılmalıdır. Bu konuda Türkiye’de pilot bölge merkezli eğitim kurumları oluşturulmalıdır. Faraza Uluslararası İmam-Hatip Liseleri en fazla iki ilimizde, aynı şekilde İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri de büyük şehirlerden tercih edilmelidir. Bu öğrencilerin gönül ve zihin eğitimleriyle özel olarak yakini bir şekilde ilgilenilmelidir. Burslar verilirken mezunların kendi ülkelerinde görev yapmaları sağlanmalı, Türkiye’de kalmaları zorlaştırılmalıdır.
- Bosna savaşından hemen sonra bazı (kız ve erkek) dini eğitim kurumlarının açılması, hatta mezun vermeye başlamaları toplumda hem dini kisvenin gelişip artmasında ve hem de toplumun dini bağlarının kuvvetlendirilmesinde manevi bir iklim oluşturmaya hizmet edecektir. Türkiye olarak bu müesseselerin her ülkenin muhtelif şehirlerinde açılması desteklenmeli, ehil ve örnek kişilik sahibi âlimlerin taht-ı riyasetinde dini eğitimin
sürdürülmesine imkân tanınmalıdır. Bir de ortak ders kitapları yazımında Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığıyla müşterek çalışmalar yapılmalıdır.
- Balkanlarda Tekkelerin statüsünün yasal bir zemine oturtulduğu görülmektedir. Tekke-İlmi müesseseler arasındaki bu işbirliğinin yaygınlaştırılması ve artırılması Vehhabi-Selefiler gibi aşırı dini yorum çevrelerinin genişleme alanlarını daraltacak, tekfirci-dışlamacı din anlayışının önüne geçecektir. Tekke ile İlmi müesseselerin işbirliği Balkan coğrafyası için iyi bir fırsat oluşturmaktadır. Bu kurumların maddi ve manevi anlamda desteklenmesi sağlanmalıdır. Kaldı ki, gittiğimiz tekkelerin mürşitleri ilim ehlidir, belli bir silsileye dayalı gelenek Bu da onların toplum nezdinde itibar görmelerini artıracaktır.
- UMAD, balkan coğrafyasının her bir bölgesinden samimi, sadık, güvenilir ve gönüllü temsilcilerini artırmalı, onlar kanalıyla irtibatlarını kuvvetlendirmelidir. Zaman zaman ilmi ve dini kurumlarla kongre, sempozyum ve çalıştay gibi bölgeyi ve dünyayı ilgilendiren konularda ortak ilmi çalışmalar gerçekleştirmelidir. Bu tür faaliyetler Osmanlı kimliğinin canlı tutulmasını sağlayacak ve onlarda özgüven duygusunu artıracaktır.
Prof. Dr. Saffet Köse Hocanın Değerlendirmesi
ليس الخبر كالعيان
BALKAN ZİYARETİNDEN ZİHİNDE KALANLAR
28 Ağustos-03 Eylül tarihleri arasında Saraybosna’dan başlayıp Üsküp’ten uçuş ile sonlanan “Alimlerin Alimleri Ziyareti” konulu Balkan ülkeleri ziyaretinde Göze takılanlar
Üç başlık altında ele alınan gözlemler en fazla dikkati çeken ve daha çok dini hayatı ilgilendiren konularla ilgilidir. Notlar bölge ülkelerindeki imkanlar, sorunlar ve çözüm önerileri şeklinde kategorize edilmiştir. Kısa notlar talep edildiği için ana noktalarla yetinilecektir. Bu başlıklar herkesin gördüğü konuları içermekle birlikte herkesin dağarcığındakine göre detaylandırılabilir.
A-İmkanlar
1-1992’de fitili ateşlenen ve kalplerde hala hüznü devam eden savaştan alınan ibret sonucu öze dönüş
- Osmanlı’lık ruhu, bunun getirdiği aidiyet ve kimliğin muhafazası
- İslam kardeşliğine ilave olarak Fatih Sultan Mehmed sevgisi Osmanlı torunu ilişkisi
- Matürîdî-Hanefi geleneğine güçlü bağlılık, bu çerçevede Medrese eğitimleri ile gayr-ı resmi aile, cami ve STK…eğitimleri buna özen göstermektedirler.
- Güçlü bir sufi gelenek ve tekkelerin faaliyetleri
- Semboller üzerinden adı konulmamış mücadelenin baskın karakterini oluşturan ve “Ben Osmanlıyım” diye haykıran tarihi mekanlar, kültürel doku, arşivler, kütüphaneler, arşivler, mimari özellik taşıyan şaheserler ve bu noktadaki farkındalık dikkate değer olmakla birlikte buna TİKA’nın katkısı oldukça kıymetlidir.
- Aliya İzzetbegoviç ve entelektüel
- TR’deki Güçlü iktidarın etkisi ve ülkemize duyulan güven: Bu bir imkan olduğu kadar sorumluluğu da pekiştiren bir husustur.
B- Sorunlar
- Vehhabilik ideolojisi:
- ŞİA belası: Ali kültü etrafında örgütlenip ehl-i sünnet dünyayı kuşatma ideolojisi 3-Modernizm
4-Misyonerlik faaliyetleri 5-FETÖ
- İkilik
- Etnik ayırımcılık
- İşsizlik ve onun getirdiği göç (Göç sebebiyle Müslüman nüfusun azalması dengeler açısından bir sorun oluşturabilir)
- TR’de İlahiyat bitirmiş din görevlilerinin Arapça konuşamamaları o bölgelerde bir itibar problemi oluşturuyor. Diğerleri Arapça konuşunca bizim de itibarımız düşüyor gibi görüyorum!
C- Beklentiler
- TR Osmanlılık ve Dini geleneğin yaşamasını sağlayacak mekanizmaları çok hızlı ve güçlü şekilde oluşturabilir: Vehhabilik, Şia ve modernizm belasına karşı duruşunu hızla ortaya koyabileceği eğitim ve kültür politikaları planlayabilir!,
Bu bağlamda bölgede İlahiyat Fakülteleri açılabilir, TR’de İlahiyat öğrenimi konusunda burslu kontenjanlar düşünülebilir, böyle bir programda öğrenim gören öğrencilerin özel derslerle
hem dini bilgi olarak hem de Balkan sosyolojisine hazır şekilde yetiştirilmeleri mümkün olabilir. TR’de okuyan İlahiyat öğrencilerinin mutlaka Arap dilini konuşacak seviyede özel bir eğitime tabi tutulmaları böylece ülkelerine döndüklerinde Arapça konuşan ülkelerde okuyanların Arapça bilgisi onların artısı olmaktan çıkarılması sağlanabilir, bu açıdan TR’deki ilahiyat eğitiminin itibarı da korunmuş olur.
- Nüfusu yerinde tutmak ve göçü engellemek için TR bir taraftan mali yardım gönderirken diğer taraftan iş imkanları oluşturmanın yollarını bulabilir.
- TR bölgedeki faaliyetlerinde bir abi statüsüyle üsttenci bir tavırla değil “siz bizsiniz ve biz siziz; biz dedemiz Osmanlı’nın torunları olarak var olma mücadelesini beraber vereceğiz ve Balkanlar’ın-Kafkasların varlığı Anadolu’nun varlığına; Anadolu’nun varlığı da Balkanlar’ın ve Kafkasların varlığına bağlıdır” zihniyetiyle hareket etmelidir.
- Müslüman dünyaya karşı şekli değişen savaşın ana unsurları etnik yapılar ve dini gruplar! Bu konuda bilinçlendirici hamlelere ihtiyaç olduğu açıktır. Buna dikkat edilmeli!
- FETÖ okulları bir Batılı mesela bir İngiliz iş adamının üzerinde faaliyetlerine devam etmektedir. Bu konuda etkin mücadeleye ihtiyaç vardır.
ULUSLARARASI MÜSLÜMAN ÂLİMLER DAYANIŞMA DERNEĞİ (DAVET VE İRŞAD KOMİSYONU) TARAFINDAN TERTİP EDİLEN VE 28 AĞUSTOS 2022-3 EYLÜL 2022 TARİHLERİ ARASINDA
GERÇEKLEŞTİRİLEN II. BALKAN ÜLKELERİ ZİYARETİ HAKKINDA BAZI ÖZET BİLGİLER
Zamanlama iklim bakımından iyi olmakla birlikte görüşmelerin kalitesi ve verimliliği açısından Eylül ayının 2. veya 3. haftası olsa daha iyi olurdu. Zira ziyaret edilen resmi ve gayri resmi eğitim kurumlarının büyük bir kısmı yaz tatilinde idi ve idarecilerden bazıları ile görüşülemedi. Öğrencilerin varlığı kadar onlara da hitap edilmesi isabetli olurdu.
- Hem Prof.Dr. Numan Aruç beyin hem de milletvekilimiz sayın Hüseyin Kansu beyin ekipte olması ziyaretlere son derece fazla olumlu katkı sağlamıştır. Bununla birlikte bundan sonra yapılacak geziler için gidilecek yerler ve görüşülecek kişi ve kuruluşlar hakkında seyahat öncesinde hazırlık yapılması ve bunun ekip üyelerine yazılı ve/veya dijital ortamda dağıtılması uygun Belki günlük olarak her akşam ertesi günün programına uygun olarak da verilebilir. Ama bu bilgiler sağlam olmalı belli bir detay da verilmelidir. Çünkü bizler çoğu kere kurumu çok iyi bilmeden gidiyoruz ve onları orada tanımaya çalışıyoruz ve ayrıntıya dönük bir şey yapamıyoruz.
- Ziyaretlerin sadece tek tip kurum ve kuruluşlara yönelik değil de geniş çerçeveli tutulması son derece isabetli olmuştur. Bu kurumumuzun ve ekibimizin saygınlığını artırmıştır.
- Gezinin coğrafi çerçevesinin geniş olması seyahatin yatay olması gibi bir sonuç doğurmuştur. Halbuki tanışmalar dışında daha dar çerçeveli problemleri tanımaya yönelik de toplantılar ve görüşmeler olmalıydı. Belki ilk seyahatler olması yönüyle bu şimdilik tolare edilebilir ama gelecekte yapılacak ziyaretlerde coğrafi çerçeve dar turulmalı ve seyahat de 5 gün ile sınırlandırılmalıdır.
- Ziyaret için giden ekip birçok açıdan seyahatin amacına uygun idi. Bu yönüyle her yönden olumlu bir hava olmuştur. Sadece bir konu ile ilgili bir önerim olacaktır. Başkan beyin UMAD’ı tanıtmak için yaptığı konuşmalar isabetli olmuştur. Şöyle bir ek yapılabilir. Başkan’ın selamlama ve kısa tanıtımından sonra gidilen kuruma göre önceden planlanmak şartıyla ekipten hocalar da görevlendirilebilir ve onların da zamana riayet ederek ilgili kurumun mahiyetine ve hassasiyetine uygun olarak bazı hususları dile getirmesi sağlanabilir. Bu diğer ekip üyelerini de aktif hale getirecek olmakla birlikte daha çok görüşmeleri renklendirme ve ekibin yetkinliğini gösterme adına önemli olacaktır. Ama bu daha gidilmeden önce planlanmalı ve ilgili ekip üyesine görev önceden verilmelidir. Aslında bu bazı yerlerde yapıldı ama planlanarak olması daha yararlı ve verimli olacaktır.
- Ziyaretlerde medya ekibinin bulunması son derece yararlı olmuştur. Aslında tüm ziyaretler için ilgili ekip üyelerinden 3 kişilik bir bilgi toplama ve tutanak ekibi oluşturulmalı görüşmelerde yapılan konuşmalar ve karşılıklı vaatler. temenniler kayda geçirilmelidir. Buna ek olarak dijital kayıt altına alınan görüşmeler çözülüp yazılı hale getirilmeli, uygulanacaklar, yapılacaklar belirlenmeli sonra da ayrıntılı tutanak arşive konulmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde ileride tüm detay unutulacak, isimler bile akıldan çıkacaktır.
Prof. Dr. Mustafa Karataş Hocanın Değerlendirmesi
- Birinci ziyaretimizde olduğu gibi bu ziyaretimizde de gayet planlı bir şekilde hareket edilmiş, mümkün mertebe programın içeriğine ve randevu saatlerine riayet edilmiştir.
- Dr. Numan Aruç hocamızın ve Hüseyin Kansu Beyin heyette olması, yolculuğun ve görüşmelerin daha verimli olmasına katkı sunmuştur.
- Heyetimizin gerek sayı bakımından gerekse temsil bakımından üst düzeyde olması görüşmelerin seyrini olumlu yönde etkilemiştir.
- Başkanımız Abdülvehap Ekinci’nin Arapça hitabeti ve sunumları her zaman olduğu gibi Türkiye’den gelen heyete karşı ayrı bir saygı uyandırmıştır.
- Bölgede görüştüğümüz tüm alimlerin sürekli Osmanlıya, Fatih Sultan Mehmet ve Türkiye Cumhuriyetine ve Sayın Cumhurbaşkanımıza hayranlığı ve minnettarlığı bizi de ayrıca motive etmiş ve duygu dolu anlar yaşamamıza sebep olmuştur.
- Yolculuk esnasında Ashabu’l-hâfile olarak hocalarımızın birbirinden kıymetli fikir ve hatıratıyla dolu yaptıkları sunumlarla son derece keyifli bir seyahat ortaya çıkmıştır. Birbirimizden müstefid olduk. Ayrıca yollarda geçen zamanın ne kadar verimli kullanılacağına şahit olduk.
- Onlarca görüşme yaptık; elbette birbirinden önemli konular ve kişilerle tanışmış olduk. Her biriyle irtibat devam Ancak UMAD olarak ikinci Balkan ziyaretimizde Travnik Pedagoji fakültesinden Saffet hoca; Grojne/Grozne müftüsü Remzi Pidiç, Rojoy müftüsü Ernard Ramoviç ve Tutin Baş imamı Faruk İmamoviç ile hemen iletişim kurulabilir düşüncesindeyim. Her
- Balkanlar seyahati ile Umad’ın sorumluluk alanı daha da genişlemiş olmaktadır. Balkanlarla ilgili idari görevlendirme yapılarak Davet ve İrşad Komisyonu bünyesinde bir birim oluşturulmalıdır.
- Sancak bölgesinde yaptığımız görüşmelerin ihtilaflı konular ve guruplar arasında vahdete vesile olabilecek bir tutum izlemiş olmamızın olumlu neticesini de ümit edebiliriz.
- Her iki Balkanlar ziyaretimizden videolardan belgesel tarzı bir tanıtım videosu hazırlanmalıdır. Ayrıca ziyaretler UMAD 2022 Faaliyet Dergisinde yer almalıdır.
Dr. Adem Ergül Hocanın Değerlendirmesi
- Ulemânın ulemayı ziyareti hem ülfet ve ittihadı pekiştirmekte ve hem de ilahi muhabbeti celbetmektedir. Bu yönüyle alimlerimiz ve UMAD için bereket vesilesidir.
- UMAD hâkim edasıyla değil hâdim yaklaşımıyla âlimler arasında muhabbet köprüleri kurmaktadır. Bu yönüyle çeşitli vesilelerle ziyaretler planlamak ve icra etmek stratejik planlamamızın vazgeçilmez maddelerinden biri olmalıdır.
- Balkanlar ziyaretinde görülmüştür ki ziyaret öncesi planlamalar son derece önemlidir. Bu planlamaya şunlar da ilave edilmelidir:
- Katılımcılara gidilecek bölge ve kurumlar hakkında ön bilgi verilmesi
- Ziyaretin hedefleri
- Ziyarette yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler
- Ziyarette yapılacak konuşmaların kimler tarafından ve hangi çerçeve içinde yapılacağı
- Sefer emirliğinin Bosna örneğinde olduğu gibi istişareye daima önem vermesi ekibi hem onore etmekte ve hem de muhabbet ve rıza ilişkisini pekiştirmektedir.
- Yolculukların meclise dönüşmesi bereketi artırmıştır.
- Bosna bölgesi kendi içinde ulema cemiyeti kurulmasına pek müsait görülmemektedir. Bunun yerine UMAD bölge müftüleri ve alimleriyle sıcak ilgisini sürdürmelidir.
- Bölgeden ülkemize gelen öğrenci, âlim ve araştırmacılarla ilgi kurmak ve yol gösterici danışmanlık hizmetlerinde bulunmak UMAD için uygun olabilecek faaliyetler olarak
- Bölge âlimlerinin ve dini kurumların kendi içlerinde oluşturdukları saygıya dayalı ilişki yönetimi -Sancak örneği istisna edilecek olursa- ortak strateji geliştirmek bakımından önemli görülebilir.
- Vehhâbî akımın özellikle gençler arasında yaygınlık kazanması bölge huzuru ve uzun vadede ülkemizle bağların korunması anlamında dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biridir. Bu meyanda UMAD’la ortak çalışmalara ihtiyaç duyulabilir. (Telif, tercüme, konferans, sohbet, sempozyum vb.)
- Numan hocamızın ısrarla vurguladığı Anadolu irfanı ve aklının beslenmesi için UMAD zaman zaman bölge ulemasına ve öğrencilerine yönelik nitelikli hizmetiçi eğitim programlarına ev sahipliğ yapabilir.
- Ziyaret sonunda şayet verilen sözler ve vaadler mutlaka takip edilmeli ve geri dönüşüm yapılmalıdır.
- Tek taraflı ziyaretler faydalı ise de faydanın ziyadeleşmesi ziyaretlerin de karşılıklı olmasıyla mümkün olacağından UMAD ziyaret bölgelerini kendi merkezinde ağırlamayı da planlamalı ve bu konuda ısrarcı olmalıdır.
Prof. Dr. Numan Aruç Hocanın Değerlendirmesi
- Boşnak Kardeşlerimiz Ziyareti beklediğimizden çook daha fazla gaye ve hedefine uygun gerçekleşti…
- Boşnak Ulemasından da büyük ilgi ve alaka gösterildi. Bu ziyaretin manasına ve yapılmasına terkiz olup önem arzettiler… Daha önce hiç yapılmayan Türk Ulemasının Boşnak Ulamasına Ziyareti faaliyetinin önemini kavradılar ve alkışladılar… Ziyadesi ile memnuniyet ve önem arz edildi…
- UMAD olarak atalarımız Osmanlının öğrettiği ve tesis ettiği GELENEKSEL İSLAM ANLAYIŞINI korumalıyız ve geleceğe taşımalıyız… hassaten Vehabi ve Şii tehdit ve hodri meydanlarına karşı Boşnak Ulemasına yardımcı olmalıyız…
- UMAD’ın İslah ve arabulucu hareketleri ve stratejisini öne çıkarmalıyız… Sancak görüşmesindeki olağanüstü kabul ve alaka buna örnek olarak yeterdir…
UMAD ın komisyonlarına ULEMA VE MÜSLÜMANLAR ARASINI İSLAH VE ARABULUCU KOMİSYONUNU
eklemeliyiz…
- UMAD ın bu gibi ziyaretlerini gelecek sene devam etmeliyiz… Bu sene ARNAVUT VE BOŞNAK KARDEŞLERİMİZE YAPTIĞIMIZ ZİYARETLER ile yetinmeliyiz, bu kadar yeterlidir… Çünkü farklı merciler tarafından olağanüstü bir ilgi ve terkiz var, kaş yaparken göz çıkarmayalım…
- UMAD ‘ ın hassaten Müslüman Alimler Vakfının bir şübesini Balkanların bir merkezine açmalıyız… bu şübe balkanları kordine edecek… Şube açılmaz ise İSTANBUL’daki UMAD merkezinde MÜSLÜMAN ALİMLER VAKFININ BALKANLARI KORDİNE EDEN BİRİM ve MERKEZ kurulmalıdır…
- İster Arnavut ister Boşnak kardeşlerimiz ziyaretinde Türkiye Diyaneti ve TİKA temsilcilerinin hassaten Diyanet Müşavirlerinin alicenab ilgi ve yardımı takdire şayandır…
- En önemlisi BOŞNAK ULEMASININ ENTELEKTÜEL, TASAVVUFİ ve MÜESSESEVİ özelliğini iyice okumalıyız ve korumalıyız… bu konuda proje ve faliyetler yapıp Türkiye ‘nin geleneksel müessesevi hüviyeti ile sentezleyip birleştirmeliyiz… hassaten yeni dönemde Boşnak ve Türk imanı ve inancından tevellüd ve müteşekkil bir İSTANBUL İSLAMI VE MÜSLÜMANLIĞI kurmalıyız ve bütün dünya kamu oyununa tebliğ etmeliyiz…
UMAD Başkanı Abdülvahap Ekinci Hocanın Değerlendirmesi
Bu ziyaretimizle ilgili ziyarete katılan bütün hocalarımızın değerlendirmeleri hepimizin kanaat ve gözlemlerini ziyadesiyle ifade etmiş çok değerli mülahazalardır. Bu mülahazaların tamamına canı gönülden katılıyorum. Ve yine bu mülahazaların gereği olarak Balkanlar’da ziyaret ettiğimiz meşihat ve STK’ların kıymetli temsilcileriyle aramızda oluşan derin hukuka istinaden bu zevatın Umad Genel Merkezimize davet edilerek istikrarlı bir dayanışmanın oluşturulması yegâne arzumuz ve hedefimizdir. Ziyaretimiz her yönüyle mükemmele yakın, feyizli ve başarılı bir şekilde icra edilmiştir.
Emeği geçen bütün kardeşlerimize gönülden teşekkür ediyorum.
Ömer Korkmaz Hocanın Değerlendirmesi
Balkan gezisi baştan sona başarılı geçmiştir. Yol haritası, düzen ve disiplin baştan sona uygulanmıştır. Görüşmelerimizde sadece eleştirilebilecek nokta, program yoğun olduğu için hızlı hareket etme durumunda kaldık. Dolayısıyla almış olduğum geri dönüşlerden anlıyorum ki ziyaret ettiğimiz bazı kurumların tam manasıyla hakkını veremedik. Bundan sonraki ziyaretlerde bu hususun dikkate alınmasının isabetli olacağı kanaatindeyim.
- Boşnaklar sanat zevki olan, ince ruhlu, tarih bilinci yerinde olan ve kendilerini Türkiye’den asla ayrı düşünmeyen bir Bazı Meşihat temsilcileri; “şunu hatırlatmak isterim tarih boyunca vezirler bizden sultanlar sizden olmuştur” demekle aslında Osmanlı kültürüne ve temeline ne kadar bağlı olduklarını göstermektedirler. Bu sebeple Osmanlının özellikle bir Balkan devleti olduğunu bu ziyaretler sayesinde bir kere daha anlamış olduk. Çünkü Osmanlı tarihinde meşhur birçok zatın Balkan kökenli olduğunu biliyoruz.
- Kurum olarak özellikle Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Medresesindeki kütüphane son derece tertipli ve düzenliydi. Sırplar Saraybosna’ya saldırmaya başladığı zaman oradaki insanlar bir taraftan canlarını kurtarmaya çalışırken diğer taraftan kütüphaneleri kurtarmaya ve korumaya çalışmışlar ve buna rağmen kütüphaneleri bir yerden bir yere sürekli taşımak zorunda kalmışlardır. Buna rağmen 200 binden fazla kitabın yok olduğu belirtildi. Yine de Osmanlıca, Boşnakça ve Arapça çok büyük bir koleksiyonları olduğunu gördük. Özellikle Saraybosna Kütüphanesindeki Osmanlıca eserler Türk akademisyenleri ve okuyucularını beklemektedir.